Ölümü özledim anne yaşamak isterken delice

Hem / Kultur, Media & Underhållning / Ölümü özledim anne yaşamak isterken delice


Insanları düşün anne!
Gecenin kıyısında durmuşum, kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum, koşun çocuklar koşun
Sabah üstüme üstüme geliyor!

Kaç zamandır yüzüm traşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim kulağım kirişte
Ölümü özledim anne...

Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı,
Sedef katmal bir kutu içinde, vermek isterdim çocukların ellerine.


Özlem benim, kavga benim, aşk benim...
Toprak olmak ne garip şey anne...
Yaşamak isterken delice! ڤەرەبلسەیدم کەشکە
یüرەğ آڤوجوندا کۆشان
هەر بر آننەیە
تەپەدەن تıرناğا ۆğولا
ڤە کıزا کەسمش
بر üلکەی آرماğان
دüشلەرملە سıنıرسıز
درەتمشلğملە گەنچ
شاشکıنلığıملا چۆجوک دەڤرەدەرکەن سıرداشıما
وسولجا آچıڤەرد یاناğıمدا تۆمورجوک
پر سولتانı دüشüن آننە, شەیه بەدرەتن'
بöرکلüجە'ی تۆرلاک کەمال' نسانلارı دüشüن آننە
دüشüن ک یüرەğن ساڵانسıن
دüشن ک ۆ آن گüنەشل گüزەل گüنلەرە نانان
موتلو بر یوسوف'جوک هاڤالانسıن
.
بەن بورادا آراما
آراما آننە
کاپıدا آدıمı
آدıمı سۆرما
ساچلارıنا یıلدıز دüشمüش
کۆپارما آننە آğلاما
.
یان بەنم گüزەل آننەم
آلا شافاğıن دا üلکەمن یıلدıز وچورماک ڤارکەن
ۆتوروپ یıلدıزلار چندە کەند بوروک کانıمı چتم
نە گارپ دویگو شو öلمەک
Öپتüğüم کıزلار گەلیۆر آکلıما
بر آچıکلاماسı ڤاردıر ئەلبەت
گدەرکەن دار آğاجıنا
گەردە ماسا üستüندە بۆینو بüکüک کالدı کاğıت کالەم
باğıشلا بەن گüزەل آننەم
ۆğول تادıندا بر مەکتوپ یازامادıم دیە کıزما بانا
ئەڵەر دەğسن ستەمەدم
گöزلەر دەğسن ستەمەدم
آğلایıپ کۆکلایاجاکتıن
بەلک بر öمüر تاشıیاجاکتıن کۆینوندا
یاشاماک آğرıسı آسıلدı بۆینومدا
ۆیسا تüرکü تادıندا یاشاماک ستەردم
.
Öلمەک نە گارپ شەی آننە
بایرام کارتلارıنıن توتساکلığıندان آشıرıپ بایرامı
سەدەف کاکمالı بر کوتو چندە
ڤەرمەک ستەردم چۆجوکلارıن ئەلنە
سۆنرا بەنم گüزەل آننەم
دامدان دüشەر گب ڤورولماک ستەردم بر کıزا
گەجەنن کıیıسıندا دورموشوم
کەفەنن جەب یۆک کۆینوما یıلدıز دۆلدورموشوم
کۆشون چۆجوکلار کۆشون
ساباه üستüمە üستüمە گەلیۆر
.
کıساجاسı گüزەل آننەم
بر چچەğ دüشüنüرکەن üرپەرمەک یۆک
گüلمەک, وموت ئەتمەک, öزلەمەک
یا دا مەکتوپ بەکلەمەک
گöزلەر یاتıرıپ ıراکلارا
Öلمەک نە گارپ شەی آننە
آرتıک دوڤارلارı کاناتıرجاسıنا تıرناğıملا
شاشکıن وموتلو شرلەر یازامایاجاğıم
موتلاک بر نانچلا گöزلەرم تاڤانا چاکامایاجاğıم
بابا ۆلامایاجاğıم öرنەğن
تۆپراک ۆلماک نە گارپ شەی آننە
.
وچوروملار ک سەندە بüیüر
داğدıر ک سەندە گöچەر
بەن بایراک دەرم چچەک دەرم
چام دپلەرنە آچمıش کاناتلارıنı کۆزالاک دەرم
گüل یاناکلı چۆجوğا بەنزەر
ینە دە ۆğلونو یترمەک
نە گارپ شەی آننە
.
هەر کاڤگادا öلەن بەنم
بایراک توتان چارپıشان هەر کادıن
تۆپراğı تıرناکلایاراک دۆğورور بەن
Öزلەم بەنم, کاڤگا بەنم, آشک بەنم
بەکلە بەن آننە
بر ساباه چıکا گەلرم
بر ساباه آننە بر ساباه
آجıنı سüپüرمەک چن آچتığıندا کاپıنı
آدı باشکا سەس باشکا نجە یاشıتıم
کۆینوندا چچەکلەر
چچەکلەر چندە بر üلکە گەتررلەر...

Hatiye anîn ji : ahmetkaya.com

Ahmet Kaya - Şafak Türküsü

(Nakarat)
Beni burada arama, arama anne
Kapıda adımı, adımı sorma
(4x) Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne, ağlama.


Uçurumlar ki sende büyür
Dağdır ki sende göçer
Ben bayrak derim çiçek derim
Çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yinede oğlunu yitirmek kim bilir ne garip şey anne!..
Ölmek ne garip şey anne!

Her kavgada ölen benim,
Bayrak tutan, çarpışan...

Şafak Turkusu

Beni burada arama
Arama anne
Kapıda adımı
Adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne ağlama
.
Kaç zamandır yüzüm traşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice
Ah....


Artık duvarlari kanatırcasına tırnağımla
Şaşkın umutlu şiirler yazamıyacağım!
Yaşamak ağrısı asıldı boynuma, oysa türkü tadında yaşamak isterdim...
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamıyacağım,
Baba olamayacağım örneğin!
Ölmek ne garip şey anne...

Ölmek, ne garip şey anne!
Bekle beni anne, bir sabah çıkagelirim
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Adı başka, sesi başka
Nice yaşıtım koynunda çiçekler, çicekler içinde bir ülke getirirler...

ŞAFAK TÜRKÜSÜ

1
Beni burada arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne
Ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim
Kulağım kirişte
Ölümü özledim anne
Yaşamak isterken delice

2
Bugün görüş günü
Günlerden salı
Islak
Sarı bir yağmur
Ülkemin neresine bakarsa ay
Orada yitik bir anne ağlıyor
Sen aralıyorsun yağmuru
Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
Sonra bir umut koşuyorsun
Yüreğin avcunda
ısırırken
çırpıntı gözlerini
(ah verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan
herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeyi armağan
koşma anne
birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
oysa benim için gece
ışık hızıyla koşan
kısa ve soğuk bir zamandır
bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
uykusuz
yorgun
ve korkak

3
sanırım baytardı
yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
boşver hipokrat amca
üzülme ne olur
sen de anne
sen de üzülme
hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
korkak kahraman gecelerimi
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
usulca açılıverdi
yanağımda tomurcuk

pir sultan'ı düşün anne
şeyh bedrettin'i
börklüce'yi
torlak kemal'i düşün anne
hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
deniz'i düşün anne
her mayıs şafağında uzun
uzun döverken darağaçlarını
ve o şafaktan doğma
onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın

4
sıcak omuzlar değerken omzuma
buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
bayraklar ve türkülerle
kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

kurşunlar sıktılar alnıma
açık alanlarda ağır
kartalların konup kalktığı
yalçın kayalardan biriydim
ölüp dirildim yeniden
güneşli güneşsiz akşamlarda

mutlu yarınlar adına
özgürlük adına ekmek adına
üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
dirilip dönmesin diye hiroşimalar
tahtadan atların boynuna çıplak
ölümlerle yatmasın diye çocuklar
aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
kardeşlik adına
havadaki kuş denizdeki balık adına
yürüdüm yıllar boyu

dönüp bakmadım arkama
ıraktı gözlerim çok ırak
izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
kalsa da silinir gider
yalnızca bir ağıt gibi çakılır
ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

5
tören adımlarıyla ölmek
ne garip şey anne
kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
bütün gözler üstümde

sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
masa üstünde üşüyen bir sigara
yanında küçücük bir cam bardak
içinde rengi bu gecenin
cılız titrek bir kibrit
kağıt kalem
sandalye
geride flu
yağlı
büküm büküm bir ip
ve çingene kuralına uygun
değişmez dekoru mudur
idam mahkumunun

6
kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
oysa birazdan boynumu kıracaklar
pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün

ben ölümü asıl az ötede titreyen
çingenenin kara killi ellerinde gördüm
anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

yani benim güzel annem
alacaşafağında ülkemin
yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar içinde
kendi buruk kanımı içtim

7
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
giderken darağacına

8
geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

usul adımlarla yürüdüm ömrümü
karşımda kurum kurum-laşan darağacı
(tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
ökse de olsa dört bir yanı)
birdenbire acıdı boynum
gelecekler var birbiri ardınca genç
yakışıklı

ne olur işçi kadınım
az yumuşak dik
şu kefenin yakasını

9
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
çiçekleri kokmak ırmakları akmak
yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
su başlarında aylak sektirmek kavalımı
sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
o güzel günleri görenler arasında
bir soluk ben de yaşamak isterdim
bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
öperken siya-u jakond'u tebessümünden
işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı

ölmek ne garip şey anne
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra
sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi
vurulmak isterdim bir kıza

10
künyemi okudular
suçumuz malum

gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar çocuklar koşun
sabah üstüme
üstüme geliyor
yanlış mı duydum yoksa
erkenci bir horoz mu ötüyor
keskin bir acı bilenmiş
gitgide yaklaşıyor sonum

iri sözlerim yoktu söyleyecek
usulca baktım yüzlerine
bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
göçtü ayaklarının dibine

korkutamadılar beni anne
avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
darağacı
bir zaman rüzgarda
saçını tarayan telli kavak değil mi
boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
söyle anne
o çingene
bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
sevmedi mi çılgınca

11
kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
işkenceler zindanlar hücreler
savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
mideme karşı
kısacası
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umut etmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara

ölmek ne garip şey anne
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne
ceplerimde el yerine balyoz taşırken
korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
ve yüreğimin ırmakları taştı
taşacakken
ölmek ne garip şey anne

uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben yaprak derim çiçek derim
çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yine de
oğlunu yitirmek kimbilir
ne garip şey anne

12
beni burada arama anne
kapıda adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne
ağlama
kırıldıysa düş evinin kapısı
bütün kırık kapıların çağrılışıyım
kızların yanaklarında çukurlaşan
biten başlayan aşkların ortasındayım
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
bekle beni anne
bir sabah çıkagelirim

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
öylece kalkar uykudan şalterler
dişleyip tükürmeden sigaralarını
türkü tadında giyinirken işçiler

bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
adı başka sesi başka nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çiçekler içinde bir ülke getirirler
başlarını koymak için yorgun dizine
sen hazır tut dizini anne
o mükemmel güne

 
Nevzat ÇELİK
 
 
 
 
 
 
 

.


Ah..



Yani benim güzel annem
Ala şafağında ülkemin yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar içinde kendi buruk kanımı içtim
Ne garip duygu şu ölmek?
Geride, masa üstünde boynu bükük
Kaldı kağıt kalem.
Her kadın toprağı tırnaklıyarak doğurur beni.
Düşün ki yüreğin sallansın,
Düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir yusufcuk havalansın...

ölümü özledim anne yaşamak isterken delice

verebilseydim keşke
Yüreği avcunda koşan her bir anneye
Tepeden tırnağa oğula ve kıza kesmiş
Bir ülkeye armağan
Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma
Usulca açıverdi yanağımda tomurcuk
Pir sultan'ı düşün anne, şeyh bedretinn'i
Börklüce'yi Torlak Kemal'i...